cem kaptan
20-06-2007, 10:52 AM
11 Nisan 1997 sabah, ortanca ağabeyim İstanbul'dan geldi. Hazırlıklarımızı yaptık. 3 günümüz teknede geçecekti. O zamanlar teknem ahşaptı. 6,50 zihni usta Çeşme yapımı.10hp pancar motor patapata. 93-03 arası hiç yolda bırakmadı beni hala arıyorum o teknemi. Neyse teknemizi yükledik ki, ağabeyim "oğlum yatacak yer kalmadı, napacağız" dedi. Teknenin kamarasını ileri geri gidebilecek şekilde seyyar yapmıştım. "Sen merak etme hele bir yola koyulalım" dedim. Pancarı akü boş olduğundan, kolla önce ağabeyime yordurdum baktım duman geliyor kolu ben aldım elime, bir seferde çalışmıştı benim güzel pancarım. O harika sesiyle (Seferihisar) Akarca’yı gürültüye boğmuştu, hemen gazı biraz kesiverdim.3.30 da yola koyulduk. Yekeyi verdim eline, gideceğimiz istikameti söyledim. Teknenin içini yerleştirirken olta kutusu çarptı gözüme. Balon sapından mamul 0,25 bedenli sırtıyı da açtım, saldım denize, onu da öbür eline verdim. Teknenin içini güzelce düzenledim. Yiyecekleri rafa dizdim, buz sandığını kamaranın altına yerleştirdim. Ekmek torbalarını kamaraya çakılı çivilere astım. Yemler buzlukta muhafaza altındaydı. "Yer açıldı mı kardeşim" dedim, gürültüden duymamış olacak eliyle ne diyorsun anlamında bir şeyler söylemeye çalıştı.
Neyse, rüzgâr arkamızdaydı, batıdan esiyordu. Sakin havada iki saatte aldığımız Çıfıt Kalesini 1,5 saatte alabilecektik. Geçtim ağabeyimin yanına bacaklarımı motorun kasasına uzattım. Melanur cennetine az kalmıştı. Sırtının bedenini lolipop sapıyla değiştirdim. Kıyıdan 1 km açıkta 10 m. derinlikte bir döküntü taşlık var orası her zaman melanur yapıyordu. İlk sefer bir şey yok iki üç derken umutsuzca Çıfıt’a doğru yöneldik.
Tekrar bedeni balon sapıyla değiştirdim. Çıfıt’a yarım mil kalmıştı. Ağabeyim bir şey takıldı dedi. Vitesi boşa aldım. Tekne kendi hızıyla akarken, balık bir sağa bir sola gezerek geliyordu. Ağabeyim heyecanlanmış, ben de ne olduğunun merakı içersinde elimde kepçe bekliyordum. 5 metre kala su üstünde kendini gösterdi. Önce tombik’e benzettim. Kıçına geldiğinde, kepçeyi kafadan geçirdim. Bu tombik değildi. Palamut dedim. Ağabeyim “oğlum bu yazılı ” dedi
http://img152.imageshack.us/img152/6404/scan0001dp2.png (http://imageshack.us)
Hemen aynı yere döndük bu kez sırtı benim elimde, yeke dizlerimin arasında, bir daha asıldı. Aynı sahneler bu kez kepçe ağabeyimin elinde tekrarlandı. Buzların arasına yerleştirdik ikisini de. Çıfıt’ın önüne gelmiştik. Adanın hemen önü, 40–50 metre derinlik. Mercan, sarkoz, ıskatarya yapar. Çapayı atarken “şimdi burada gözlemlediklerin seni şaşırtmasın” dedim. Tekne ve çapanın ipi ters istikamette kalmıştı. İp teknenin altındaydı. Oltaları attık. Onun oltası önüne doğru uçtu. Ben benimkine 200 gr kurşun bağladım. Benimki de ipin altından ağabeyimin oltasının yanına düştü. Acemi olan burada yanmış. İri izmaritler atladı önce, sonrasında karagöz. Akşam nevalesi çıkmıştı. “Bu kadar yeter, tekneyi bağlayacak yer bulalım, akşam burası uçar, tekneyi sıkı bağlamalıyız” dedim. Hemen adanın sağ tarafında oyuntu var (kırmızı ile boyalı), (sol tarafı berbat, bir keresinde bacanaklarla o tarafa bağlamıştık, ikisi de sabaha kadar kustu, uyuyamadılar tedirgin yattılar, “tekne geziyor sanki” diyorlardı.) tekneyi oraya güzelce çiviledim. Ölü dalgalar bir saat sonra başlamıştı. Allah’tan rüzgâr yoktu.
Ağabeyim salatayı hazırladı, balıkları temizledi, ben tavayı faaliyete geçirdim. Masamızı motor dolabının üzerine kurduk, kendime rakı ağabeyime kolasını koydum. Teknede geçirdiğimiz 4 senelik maceralarımızı allayıp pullayıp ağabeyime aktarırken, bir düdük sesi, bağırmalar. Ağabeyime “bunlar jandarma, devriye geziyorlar, buradan adam kaçırıyorlar, bize sesleniyorlar herhalde” dedim. Gecenin 22.00 sinde bizden başka kimse de olmadığına göre. Dalgaların kıyıdaki kayalarda kırılmasından dolayı çıkan seslerden ne jandarmalar bizi ne biz onları anlayabiliyorduk. Ellerine fener, gelmemi işaret ediyorlardı. Aldım elime sualtı fenerini, teknenin evraklarını, kimliklerimizi çıktım kayaların üzerine geliyorum diye bağırdım. Evet, aslında burası (Çıfıt) ada, ada ama kıyıya çok yakın.
http://img507.imageshack.us/img507/6435/ifitai3.jpg (http://imageshack.us)
Yol bile var, dizlerinize kadar suya gömülüp denizkestaneleri arasından geçmeyi göze alırsanız. Çalıların arasından, dikenlerin bacaklarıma batmasına aldırış etmeden, elimde fenerle yolun başına kadar geldim. 50 metrelik yolu (daire içinde) 10–15 dakikada kat ettim. Kestanelere basmamak için. Defalarca ayağım kaydı, göğsüme kadar suya yapıştım, evrakların olduğu elim havada. İki asker, benim altımda mayo, belliki usta olan “yat yere” diye bağırdı. İstersen yatma. Kendimi kum çakıl karışımı ıslak, rutubetli zemine atıverdim. Postalını sırtıma dayadı. “İşte böyle yatırıcan” dedi. Eeee… Ama bende salak, kuzular gibi yatmıştım. Demedim ki “oğlum körmüsün, üstümde bir şey yok kaleş mi ararsın” diye. Neyse, karınları açmış, “var mı bir şeyler yiyelim, komutan gelene kadar zaten salmam sizi” dedi. Ağabeyimin ayağının sakat olduğunu gelemeyeceğini söylemiştim. Telsizle komutanına haber verirken, ben yine bata çıka aynı yoldan tekneye döndüm. Yazılılardan birini hemen temizledik. Fileto çıkarıp ikiye böldük, iki yarım ekmek arasına soğan, bol tuz (öyle istemişlerdi) koyup naylon torbaya sardım. Ben o yolu çeşitli nedenlerle 3-4 kez katettim. Sonunda komutan geldi. “Bu mu u… yelkenli, nereye kaçacak bu tekne, bu pancar be…” dedi. “Hadi kardeşim bakın keyfinize” dedikten sonra, askerleri fırçaladı. Müdahale ettim “komutan onlar görevlerini yapıyorlar, elleme” dedim. Dedim ama keyifler de kaçmıştı. Aynı yolu tekrar, bu kez tir tir titreyerek aldım. Hemen üstümü giydim saat 01.00 olmuştu. Açlığımda gitmişti. Girdik tulumların içine yattık. Sonra....
Neyse, rüzgâr arkamızdaydı, batıdan esiyordu. Sakin havada iki saatte aldığımız Çıfıt Kalesini 1,5 saatte alabilecektik. Geçtim ağabeyimin yanına bacaklarımı motorun kasasına uzattım. Melanur cennetine az kalmıştı. Sırtının bedenini lolipop sapıyla değiştirdim. Kıyıdan 1 km açıkta 10 m. derinlikte bir döküntü taşlık var orası her zaman melanur yapıyordu. İlk sefer bir şey yok iki üç derken umutsuzca Çıfıt’a doğru yöneldik.
Tekrar bedeni balon sapıyla değiştirdim. Çıfıt’a yarım mil kalmıştı. Ağabeyim bir şey takıldı dedi. Vitesi boşa aldım. Tekne kendi hızıyla akarken, balık bir sağa bir sola gezerek geliyordu. Ağabeyim heyecanlanmış, ben de ne olduğunun merakı içersinde elimde kepçe bekliyordum. 5 metre kala su üstünde kendini gösterdi. Önce tombik’e benzettim. Kıçına geldiğinde, kepçeyi kafadan geçirdim. Bu tombik değildi. Palamut dedim. Ağabeyim “oğlum bu yazılı ” dedi
http://img152.imageshack.us/img152/6404/scan0001dp2.png (http://imageshack.us)
Hemen aynı yere döndük bu kez sırtı benim elimde, yeke dizlerimin arasında, bir daha asıldı. Aynı sahneler bu kez kepçe ağabeyimin elinde tekrarlandı. Buzların arasına yerleştirdik ikisini de. Çıfıt’ın önüne gelmiştik. Adanın hemen önü, 40–50 metre derinlik. Mercan, sarkoz, ıskatarya yapar. Çapayı atarken “şimdi burada gözlemlediklerin seni şaşırtmasın” dedim. Tekne ve çapanın ipi ters istikamette kalmıştı. İp teknenin altındaydı. Oltaları attık. Onun oltası önüne doğru uçtu. Ben benimkine 200 gr kurşun bağladım. Benimki de ipin altından ağabeyimin oltasının yanına düştü. Acemi olan burada yanmış. İri izmaritler atladı önce, sonrasında karagöz. Akşam nevalesi çıkmıştı. “Bu kadar yeter, tekneyi bağlayacak yer bulalım, akşam burası uçar, tekneyi sıkı bağlamalıyız” dedim. Hemen adanın sağ tarafında oyuntu var (kırmızı ile boyalı), (sol tarafı berbat, bir keresinde bacanaklarla o tarafa bağlamıştık, ikisi de sabaha kadar kustu, uyuyamadılar tedirgin yattılar, “tekne geziyor sanki” diyorlardı.) tekneyi oraya güzelce çiviledim. Ölü dalgalar bir saat sonra başlamıştı. Allah’tan rüzgâr yoktu.
Ağabeyim salatayı hazırladı, balıkları temizledi, ben tavayı faaliyete geçirdim. Masamızı motor dolabının üzerine kurduk, kendime rakı ağabeyime kolasını koydum. Teknede geçirdiğimiz 4 senelik maceralarımızı allayıp pullayıp ağabeyime aktarırken, bir düdük sesi, bağırmalar. Ağabeyime “bunlar jandarma, devriye geziyorlar, buradan adam kaçırıyorlar, bize sesleniyorlar herhalde” dedim. Gecenin 22.00 sinde bizden başka kimse de olmadığına göre. Dalgaların kıyıdaki kayalarda kırılmasından dolayı çıkan seslerden ne jandarmalar bizi ne biz onları anlayabiliyorduk. Ellerine fener, gelmemi işaret ediyorlardı. Aldım elime sualtı fenerini, teknenin evraklarını, kimliklerimizi çıktım kayaların üzerine geliyorum diye bağırdım. Evet, aslında burası (Çıfıt) ada, ada ama kıyıya çok yakın.
http://img507.imageshack.us/img507/6435/ifitai3.jpg (http://imageshack.us)
Yol bile var, dizlerinize kadar suya gömülüp denizkestaneleri arasından geçmeyi göze alırsanız. Çalıların arasından, dikenlerin bacaklarıma batmasına aldırış etmeden, elimde fenerle yolun başına kadar geldim. 50 metrelik yolu (daire içinde) 10–15 dakikada kat ettim. Kestanelere basmamak için. Defalarca ayağım kaydı, göğsüme kadar suya yapıştım, evrakların olduğu elim havada. İki asker, benim altımda mayo, belliki usta olan “yat yere” diye bağırdı. İstersen yatma. Kendimi kum çakıl karışımı ıslak, rutubetli zemine atıverdim. Postalını sırtıma dayadı. “İşte böyle yatırıcan” dedi. Eeee… Ama bende salak, kuzular gibi yatmıştım. Demedim ki “oğlum körmüsün, üstümde bir şey yok kaleş mi ararsın” diye. Neyse, karınları açmış, “var mı bir şeyler yiyelim, komutan gelene kadar zaten salmam sizi” dedi. Ağabeyimin ayağının sakat olduğunu gelemeyeceğini söylemiştim. Telsizle komutanına haber verirken, ben yine bata çıka aynı yoldan tekneye döndüm. Yazılılardan birini hemen temizledik. Fileto çıkarıp ikiye böldük, iki yarım ekmek arasına soğan, bol tuz (öyle istemişlerdi) koyup naylon torbaya sardım. Ben o yolu çeşitli nedenlerle 3-4 kez katettim. Sonunda komutan geldi. “Bu mu u… yelkenli, nereye kaçacak bu tekne, bu pancar be…” dedi. “Hadi kardeşim bakın keyfinize” dedikten sonra, askerleri fırçaladı. Müdahale ettim “komutan onlar görevlerini yapıyorlar, elleme” dedim. Dedim ama keyifler de kaçmıştı. Aynı yolu tekrar, bu kez tir tir titreyerek aldım. Hemen üstümü giydim saat 01.00 olmuştu. Açlığımda gitmişti. Girdik tulumların içine yattık. Sonra....